Tevfik Yener yazdı: ALİŞ’im kaşları kare

Hakemin adı Ali Şansalan. Düşündüm, “İyi yahu, adı güzel soyadı da iddialı, şanına gölge düşürmemek için doğru maç yönetir” diye.

ABONE OL

Fakat, bir endişe aldı mı beni? Haliyle TFF’den geliyor bu hakem. TFF dedin mi duracaksın, hiç büyük maç yönetmemiş bu çocuğun ağzına bir düdük vermişler salmışlar çayıra, yani yeşil sahaya. Daha maç başlamadan Ali’nin kendine güvensizliği göze batıyor.

“Kendine güven eksikliği; kendinden şüphe duyma, boyun eğme, pasiflik, aşırı uyum gösterme, eleştirilere karşı aşırı hassas olma, güvensizlik, aşağılık duygusu gibi kavramlarla tanımlanır.”
Psikolog Yasemin Aydoğdu hanım böyle diyor, ben demiyorum. Fakat bizim Ali’ye tıpatıp oturan belirtileri az sonra göreceğiz. Maç başlamadan “kendine güvenmeme”yi tespit ettim. Dur bakalm n’olacak? Düdük düt etti maç başladı. A, aa olamaz olamaz. Fenerbahçe’nin stoperini sarıya boyayı verdi, kırmızı ardından gelecek diyorum. Dünyada aklı başında tek hakem, maç başı kart göstermez. Futbolun tadını kaçırmaz, azarlar falan uyarır baştan.

Eğer bir hakem maçın başında kart gösteriyorsa, , abuk sabuk konuşan bizim bazı politikacılar gibi ya yönünü tayinden acizdir, ya da maksatlıdır. Ali’de her ikisi de karışık olmasın. Bir stoper sert oynamak zorundadır, eğer sarı kartı görmüşse kırmızı mutlaka ardından gelir ve rakibi zorluysa stoperini yitirerek 10 kişi kalan takım kesinlikle kaybeder.

Burada Fenerbahçe gol atıyor. Trabzonspor zorlu takım, maçı döndürebilir diyorum. İki takım da ne güzel oynuyor. “İşte futbol hanımlar, beyler!” demek istesem de aklım Ali’de. B..tan bir şan salmaya kalktı kalkacak, endişem budur. Ve işte Ali şanını salıyor. Fenerbahçe’yi hamsi tavasına koyarak kızartıyor. Kim’i atıyor. Çocuk şaşkın. Evladım neden şaşırdın, başına gelecek belliydi. Psikolojide bu duruma, “boyun eğme” deniyor, yani kalabalık  taraftarın tepkisinden çekiniyor, kendine güveni yok çünkü. Oysa Trabzonlu taraftar efendice takımını destekliyor. Maçın başında sarı kartı göstermesinin sebebi ezikliğidir. Kim’in hareketi sarı kartlık aslında, ama maçın başında hem de stopere kart olmaz. Bu kural kağıda yazılı değildir, FİFA’nın seminerlerine katılan hakemlere örnekleme yoluyla ima ediler, “Hemen kartına sarılma, maçın içine etme” kızım sana söylüyorum, gelinim sen anla gibilerden mecazlarla belirtilir. Kafası olan anlar, omuzlarına kadar yaratıkların kafası olmadığı için anlamazlar.  Ali daha acemi olmasına rağmen bunu ustalardan dinlemiştir, amma velakin kendine güvenemiyor. Ya Trabzonlu taraftar kızarsa? “Ayy anneciğim ben ne yapacağım?”

23. dakikada Kim’e kart göstermesi gerekiyor. Kart gerekli bir faul yaptı Kim. Ali’ye bakın, elinde kırmızısıyla koşuyor, kesilmekten kaçan öküzü bile hızıyla şaşırtır. Ali kardeş Kim’e hem kırmızı kartı gösterecek hem de dövecek olmasın. Neyse dövmüyor daha beterini yapıyor.

Vay canına, bu hakem kolay kartçı abiler, yandı oyuncular. Buyrun işte Anthony Nwakaeme öyle itiraz ediyor ki, şimdi kartı görecek. Aliş ne yapacak, hemen üç maymunları oynuyor. Gömüyor, duymuyor, sadece oradan tüyüyor. Anthony Nwakaeme bağırmayı kesmiyor. Adaşı Anthony Perkins’in Sapık filmindeki ruhsal durumuyla asla karıştırılmamalı. Bu sadece asabi Antoni canım, maçta öfkelenmesi takımı seviyor demektir. Ancak hakemliğin çürük olmayanına toslarsa kırmızıyı kafadan görür, takıma sevgisi de doğal gaz faturası gibi kazık olur.

Şimdi doğal gaz faturası dedim tadım kaçtı. Elektrik faturası aklıma saplandı, kırmızı kart görmüş gibiyim. Acaba sayın Anthony Nwakaeme kırmızı görse ne yapardı?

Bir serbest vuruş kazandı Trabzonspor. Fenerbahçe’nin akıl almaz acemilikteki barajı aslında kocaman bir delikti. Çok beğendiğim Yunanlı oyuncusu Bakasetas, “Buradan buyurun” davetini kabul etti ve topu kibarca delikten geçirdi. Panter Altay uçtu, topa bir tokat atacak ve kornere sallayacaktı. Fakat o ne? Çok kaygan sahada topu tutuyor, elinde topla içeri kayıyor ve gol oluyor. Bu çocuk muhteşem bir gelecek vaat ediyor ancak ciddi bir kaleci antrenörüne ihtiyacı var.

Futbolu kırmızı kartıyla vurmuştu hakem ama öldürememişti. Yaralı futbol izliyorduk. Bu sırada Fener’in Macarıyla, Trabzon’un Yunanlısı kucak kucağa arka üstü yığıldılar. Hakem maçı devam ettiriyordu VAR hakemi Umut Meler cephedeki TV muhabiri telaşıyla “Durdur maçı, penaltı var yahu!” demekteydi. Trabzonlu oyuncuların baskısıyla durdu, hiçbir hakem kararından dönmez ama Aliş döner. Koştu ekrana, kaleci ve kaptan Uğurcan Çakır da ekrana koşuyor. Hakem maçı kural dışı kesip koştuğuna göre belki güzel bir film oynuyor, kaçırır mı? Hakem “Gelme” diyor ama göstermesi şart olan kart yok. Bildiğiniz gibi penaltı veriyor ve gol. Daha sonra elini arkasına koyarak kaptanlık gereği kibarca itiraz eden Gustavo’ya kart gösteriyor. Kibarlığa sarı gösteren Aliş ürkek olmasa sayın Asabi Antoni’ye ne göstermeliydi bilemem.

Sonra Gustavo’ya çarpan top Trabzonspor’un golü oldu.

Masal bitti, deve futbol kadısı, pire federasyon iken, gökten üç elma düştü. Altın elmayı alan Trabzon çıktı kerevetine, helal olsun.

Diğer elma düştü Kanarya’nın başına. Çürük elma gitti TFF’ye. Kimseler alınmasın, Trabzonspor’u kıskanmasın. Nazar etme ne olur, çalış senin de olur.

Fenerbahçe’ye gelince böyle maçlarda sihir vardır. Yarın ne olur asla bilinmez, bir bakarsın altın tozları yağıyor üstüne. Anlarsınız ya!

>