BUGÜN 23 NİSAN, TUHAF OLUYOR İNSAN

102 yıl oluyor, vay canına!

ABONE OL
BUGÜN 23 NİAN, TUHAF OLUYOR İNSAN
 
  102 yıl oluyor, vay canına!
102 yıl önce Atatürk, Türk halkının Büyük Millet Meclisi’ni 23 Nisan 1920’de açıyor.
 
Sonra neler oluyor:
 
1920’den itibaren Meclis, Kurtuluş Savaşını yönetiyor. Başkomutan Mustafa Kemal Paşa.
 
Mustafa Kemal Paşa bu inanılmaz savaşı kazanıyor.  Ahlaksızların, aptalların ve iç düşmanlardan başka dış
düşmanların “Kazanılması imkansız” dediği savaş bu! Kazanılıyor.
 
1923’te Cumhuriyet ilan ediliyor. 
Padişahlık kalkıyor. Saray maray böyle çağdışı  saltanatların binaları müze yapılıyor.
 
“Halifelik kalsın” diyor Atatürk.
Öyle ya, halife İslam dininin en yüksek rütbeli fanisidir. 
Padişah gidiyor ama yine saraydan Osmanlı ailesi mensubu Abdülmecid efendi Atatürk’ün isteğiyle halife ilan ediliyor.
 
Atatürk’ün İslam’a saygısını projektör gibi yobazların gözüne tutmak şarttır..
Ancak onlar beyinden kör, çıkar karşılığı Atatürk’ün müslümanlığını  yargılamaya kalkan satılmışlardır, 102 yıldan beri…
 
Geçelim geçmişi zillileri!
 
Dünyanın parmak ısıracağı devrimleri başlatıyor Atatürk.
 
Ülkeyi sömüren yabancı şirketler kovuluyor.   
 
A-aaa, Halife Abdülmecid’e bak. N’apıyosun sayın efendi?
Elçileri sıraya dizip uzun muhabbetler, siyasi ahkam kesmeler gerkesiz Abdülmecid efendi hazretleri.
 
Olmadı şimdi. Türkiye Cumhuriyeti laiktir. Din ile siyaset, yani devlet işleri ayrılmıştır. Senin işin manevi değil mi?
 
Devrimler yapılırken, tam tersine halifelik makamını padişahlığa çevirmeye özenen  Abdülmecid durumunu kavrayamamış.
İyi bir resam ama  pek hayırlı vatandaş değil.
Cumhuriyetin kulluktan çıkarıp vatandaş yaptığı halkı  tekrar kul yapmaya özeniyor  demektir.
Halkın yüzyıllardır kanlarıyla koruduğu toprakları tekrar  kendi mülkü yapmaya kalkışıyor demektir.  Dürüst ve açık konuşalım , öyle değil mi?
Abdülmecid efendi kibarca yurt dışına alınıyor. Üstad bir ressam olarak eser bırakabiliyor.   Cumhuriyetin vatandaşı olarak sıfır alıyor. 
 
Atatürk Devrimleri saymakla bitmez.  Tamamını çoğumuz bilemeyiz, maşallah fazladır çünkü, en iyisi kitabını alıp okumak. Bir de lütfen Falih Rıfkı Atay’ın Çankaya kitabını okuyalım.
 
Atatürk fizik olarak ölüyor.  İsmet İnönü cumhurbaşkanı   Devrimlere devam. Fabrikalar, bankalar, mükemmel dış ilişkiler. Sanayi bilmezdik vallahi, ne çabuk öğrenmişiz. Uçak fabrikamız 23 uçağı çoktan ihraç etmiş.
 
İkinci Dünya Savaşı patlıyor, yl 1939.
Aman aman, savaş demeyin bize. İstemez. Atatürk ne dedi, “Yurtta barış, dünyada barış.”
Cumhurbaşkanı İsmet İnönü tilkiden kurnaz. Öyle politika izliyor ki, Türkiye’yi savaşa sokmuyor. 
 
Yıl 1950. Sçim yapılıyor, Demokrat Parti kazanıyor. Devrimci Türkiye’de ilk işleri ezanı arapça okutmak oluyor.
 
Böylece laiklik ucuz siyasete ilk kurbanı veriyor. Demokrat Parti lideri Adnan Menderes çok seviliyor. Fakat giderek saçma sapan işler yapıyor.
 
Soğuk Sav aş gereği ABD’nin hibe olarak gönderdiği milyonlarca doları İstanbul’u yıkmakta ve yanlış işlerde kullanıyor.
 
Ekonomik sıkıntı 1950’li yılların ikinci yarısında halkı üzüyor. 
Hoppala bu ne? “Devalüasyon” ne demek hemşerim yahu? Yemen devesi filan mı? Hayır hmerim Amarigan devesi:
4 Ağustos 1958’de ithalatta de facto (emrivaki, tepeden inme) olarak 1 ABD doları 9 TL’ye eşitlendi. 
 
Yağ sıkıntısı, gaz yok. Pahalılık var. Başbakan Menderes elde kalan kırıntı parayla yine İstanbul’un yollarını kazmaya, meydanları bozmaya, tarihi eserleri, mescidleri camileri yıkmala devam ediyor.
 
1957 seçimlerinde zaten hile ile kazanan Demokrat Parti, o güzelim başlangıcınardından saptıkça oy kaybediyor.
 
Oy kaybı ve muhalefet Adnan Menderes’i adeta çıldırtıyor. O kibar adam Mecliste muhalefete “Avucunuzu yalarsınız” diyor ama ertesi gün özür dileyecek büyüklüğüyle tarihe yazılıyor.
(Özel not: Kendisine ebediyen muhalifim ama kibarlığını, vatanseverliğini, Atatürk’e saygısını takdir ederim.)
 
Demokrat Parti iktidarının plansız, heapsız yönetimi Türkiye’yi krize sürükler. 
 
 
4 Ağustos 1958 Devalüasyonu
 
Velhasılı kelam, Dolarlar bitince Menderes ABD’den 350 milyon Dolar istiyor emme, büyük ağa şart koşuyor:
“Veririm emme bir bankacı gönderirim. Paranın yararlı harcan masını sağlar” diyerek,  “sen çarçur ediyorsun”demeye getiriyor. 
 
Menderes çok alınır. “Öyle m?” der ve ekler “Ben de Moskova’ya gider onlarla dost olurum!”
 
Menderes’in çıkışı dünyada şaşkınlıkla karşılanır.  “NATO’ya girmek için çırpınan, Kore Savaşı’na katılıp 1.500 Mehmetçik’i feda eden Menderes nasıl olur Sovyet Birliği ile anlaşır?” derler.
 
Soğuk Savaş döneminde Sovye Rusya ile anlaşmak, hele NATO üyesi bir ülke için şaşırtıcıdır. Büyük çelişkidir, hatadır. Özgür dünyadan dışlanmak demektir. 
Köylerde, Moskof gomünistü lie muhabbete  kalkışmak ,  “Vışş anam bu ne iş, guş mu yohusam balık mı, yohusam tohuma gaçmış salatalıh mı” diye garip karşılanır. 
 
Menderes tepkilere kulak asmaz, Moskova’dan randevu alır, yola çıkmayı beklerken halka seslenir, “Siz isterseniz hilafeti geri getirirsiniz” der.
 
Menderes, oy yitirmenin telaşıyla din istismarına iyice yaslanmaktadır. Moskova yolculuğuna çıkmaya hazırlanırken maalesef darbe olur. 27 Mayıs 1960.
  
Sonra darbe hükümetleri, yeniden partiler, din istismarı, her iktidarın bir taraftan tutarken öte yandan enayilikle memleketi dara sokması gelenekleşir ne yazık ki…. Milletin tenceresi bir türlü kaynamaz. 
 
“Bu adamlarda  kafa yok mu, dünyaya örnek olmuş Atatürk’ün yolu, mucize başarıların  pusulası ,işte önünde duruyor ne demeye bıraktınız, neden şimdi doğru yola dönmüyorsunuz?” diye sormak  her TC vatandaşına haktır.
 
102 yıl önce TBMM açılmış.  Millete, “Artık padişahın kulu kölesi değilsin, kanını dökerek savunduğun toprağın mülkü artık padişaha değil sana ait” demiş Atatürk.
 
Yine de bazı tuhaf insanlara yaranamamış. Yemişler onların kafasını bir ihtimal, ikinci ihtimal ise böylelerinin iyi olan her şeye düşmanlığıdır. Bence iki ihtimal de geçerli.
 
102 yıl önce büyük umutlarla Milletin Meclis’ini kuran atalarımız kabirlerinde uzulüyorlar.  Ecet atalarımız biliyoruz; sizi sevmesinler diye 3 yaşındaki çocukları din kursu diye beyin yıkama istasyonlarında eğitiyorlar(!).
Dini istismar ederek cmhuriyetimizi yıkmak isteyenler, Araplardan para alan hainlerdir.
Tahtını yitirmek istemelyen bilumum Müslüman ülke-kabile şeyhleri korkudan üçbuçuk atmakta, “Aman laik Türkiye’yi gören bizim halklar özgürlük istelerek ayaklanmasın” korkusuyla yaşıyorlar. Kıçlıranı kımıldatmadan eski Osmanlı topraklarından çıkardıkmları petrolün parasıyla  Türkiye’de hain satın alıyorlar. Parola:   “Din ile beyin yıka, yık TC’yi!” 
Satılmışlar hadlerini iyice aşıp Atatürk’e lanet okumaya cüret edebiliyor.
Süslü cübbeli nankörleri asıl biz lanetliyoruz. 
 
Emme velakin bu satılmışların hiçbir kıymeti harbiyesi yoktur. Bunlar sadece sülüktür. Bataklıkta yaşar kan emerler. Üstlerine biraz sirke dök süner geberirler. 
 
Satılmışlar bir yana Türkiye Cumhurileti’nin değerini bilenler  nüfuun büyük çoğunluğudur. İşte atalarımız bu sebeple üzülmesinler.
 
Yaşasın 23 Nisan Bayramları, yaşasın yarının büyükleri! Yarının bükleri çocuklar memleketi dezenfekte edecektir. Kimse meraklanmasın