NATO Zirvesi’nin ardından ‘yeni bir dönem’ başlayacak mı?

Merakla beklenen NATO Zirvesi geride kaldı. Yoğun bir görüşme trafiğine sahne olan zirvede, Rusya ve Çin’e karşı mesajlar ön plana çıktı. Uzmanlar, zirvenin sonuçlarını ve Erdoğan-Biden görüşmesinin ayrıntılarını Sputnik’e değerlendirdi.

NATO+Zirvesi%E2%80%99nin+ard%C4%B1ndan+‘yeni+bir+d%C3%B6nem%E2%80%99+ba%C5%9Flayacak+m%C4%B1?
ABONE OL
Uzmanlar, Brüksel’de gerçekleştirilen NATO Zirvesi’ni, Batı ittifakının uzun süredir üzerinde duran ölü toprağını atma gayretinde olduğu bir toplantı olarak yorumluyor.
 
NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg’in de "dönüm noktası" olarak nitelendirdiği zirve, Türkiye’nin Batı ile olan dış politikasında önemli gelişmelere de ev sahipliği yaptı.
 
ODTÜ Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesi ve Dış Politika Enstitüsü Başkanı Prof. Dr. Hüseyin Bağcı ve Gazeteci-Yazar Nedret Ersanel, zirveden detayları ve beklentilerini Sputnik’e yorumladı.
 
‘Var olan sorunlar ötelendi’
 
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve ABD Başkanı Joe Biden’ın ikili toplantısını değerlendiren Prof. Dr. Bağcı, “En azından yüz yüze görüşme ve konuları masaya yatırma açısından önemli oldu. Ama var olan sorunlar ötelendi. Herhangi bir somut çözüm önerisi; ne S-400 konusunda ne YPG konusunda ne de diğer konularda gündeme geldi. Bunlar daha sonra tartışılmak üzere rafa kaldırıldı” dedi.
 
Gazeteci-Yazar Ersanel de “Biden-Erdoğan görüşmesinden her iki tarafın da istediğini alamadığını varsayabiliriz” görüşünde:
 
“Zaten Türk-Amerikan ilişkileri tarihindeki en kötü noktadaydı, bu noktadan sonra atılacak her pozitif adım yukarı doğru olacak. Evet, burada yukarı doğru bir ivme var ama bunun sahadaki karşılığını da görmek durumundayız. ABD’nin Türkiye ile görüşmede bir numaralı gündem maddesi Rusya’ydı. Türkiye’nin önce söylediği şey ise PKK/YPG’nin güney sınırımızdaki terör devleti ve buna ABD’nin de açık destekti. Türkiye’yi çevreleyen bölgelerin jeopolitik bir bükülme noktasında olduğunu herkes görüyor. Bu bükülme noktasında Türkiye ile ilişkileri ayarlayamayan ülke kaybeder. Bunun zaman içinde nereye evrileceğini göreceğiz.”
 
‘Üzerlerine ölü toprağı serilmiş gibiydiler’
 
NATO Zirvesi’nin en önemli mesajları ise Rusya ve Çin’e yönelik oldu. Bu açıdan NATO’nun 2030 vizyonu da önem taşıyor.
 
Prof. Dr. Bağcı’nın bu noktadaki görüşleri şu şekilde oldu:
 
“ABD, NATO’yu, ‘Çin’i bir askeri tehdit olarak görme’ konusunda inandırdı diyebiliriz. Ama bunu Çin’in askeri alandaki silahlanma tehdidine yol göstererek söylüyor. Yoksa ekonomik olarak ABD ile Çin arasında büyük bir rekabet var. Birçok Avrupa ülkesi, Çin ile çok önemli ekonomik ilişkiler içinde. ABD, 21. yüzyılda Çin’i kendisinin yeni rakibi veya düşmanı olarak görüyor. ABD, kısa vadede Rusya’yı düşman görmüyor ama bir rakip olarak görüyor.”
 
Ersanel ise yaptığı değerlendirmede, “Çok uzun zamandır Batı’da toptan bir hareketlilik görmüyorduk. Bir atalet vardı, üzerlerine ölü toprağı serilmiş gibiydiler. Onu atma gayretini burada organize olarak gördük” diyerek şunları ekledi:
 
“Batı, özellikle de ABD buradan bütünlüklü bir şey çıkarabildi mi? Tam olarak bunu söylemek biraz zor. Avrupa içinde ciddiye alınması gereken problemler olduğunu biliyoruz. Öyle ki zaman zaman ABD’yi bile geri adım attırabiliyor. Mesela Kuzey Akım-2 projesi. NATO içinde de problemler var. Mesela Ukrayna’nın NATO metninde böyle bir şey yazılmamış olduğu halde, ‘NATO’ya giriyoruz’ gibi bir şey ortaya atması, Rusya, Doğu Avrupa ve NATO denklemini karıştırıyor. ABD; transatlantik ittifaka verdiği ‘ben döndüm’ mesajını, güçlü bir şekilde Rusya ve Çin’e yansıtabilmek için buradan bir sonuç çıkarmak istedi. Bunun için de bütün kurum, kuruluş ve ülkelerin üzerine abandı. Çoğu da kımıldayamadı, kımıldayabilenler de birtakım şerhler düşebildi. Bu yüzden ABD’nin ‘döndüm’ ifadesi tam olarak pekiştirilmiş durumda değil. Doğal olarak Rusya ve Çin’in bunun farkında olmaması da mümkün görünmüyor. Bu işin Rusya ve Çin’in üzerine tamamen yıkılamayacağı, bu konuda yüzde 100’lük bir mutabakatın olmadığını görüyoruz. Nitekim NATO Genel Sekreteri Stoltenberg, ‘Çin’i düşman olarak görmüyoruz’ dedi. Böyle bir açıklamayı yapma gereği duydu. Oysa uzlaşılan metin, Çin’den Batı’ya yönelik ‘sistematik saldırı’ ifadesini kullanıyor.”
 
‘Putin, ABD ile müzakerelere güçlü pozisyondan giriyor’
 
Şimdi ise gözler 16 Haziran’da gerçekleştirilecek Putin-Biden zirvesine çevrilmiş durumda. Tüm dünyanın yakından izleyeceği bu zirve, yeni güç mücadelesi açısından da belirleyici olacak.
 
Prof. Dr. Bağcı’nın bu zirveye ilişkin değerlendirmeleri şöyle oldu:
 
“ABD ve Rusya’nın, Çin’e karşı ortak ittifaka gidip gitmeyecekleri henüz belli değil. Yapılacak görüşmeler sonrasında ABD’nin Rusya algılaması bunu belirleyecek. Fakat Çin ile Rusya arasında çok önemli bir işbirliği var. Özellikle Uzakdoğu’daki ekonomik gelişmelere baktığımızda iki ülke arasındaki ilişkilerin geldiği noktada, ABD, kolay kolay Rusya’yı Çin’le işbirliği yapmaktan uzaklaştırabilecek gibi görünmüyor. Ama Biden’ın ‘yeni alanlar açılabilir’ şeklindeki açıklaması önemliydi. Putin, ABD ile müzakerelerde zayıf pozisyondan değil, güçlü pozisyondan giriyor. Rusya’nın ABD’ye değil de ABD’nin Rusya’ya daha fazla ihtiyacı olduğu bir süreç var.”
 
Ersanel da “Bu toplantıdan daha yumuşak bir hava çıkar. Ama buradan kimse ABD ve Rusya’nın kucaklaşacağını anlamasın” görüşünü dile getirerek şunları ekledi:
 
“Mesela Rusya, ABD makul bir ortak olsa beraber çalışmaya hazır. Ukrayna’yı ve Gürcistan’ı NATO’ya aldıkları an işin rengi değişir. Rusya’yı delirtmek istiyorsanız, bunu yapın. Ama sonuçta bunların ağırlığı Türkiye gibi ülkelerin beline biniyor. Bu yüzden herkesin daha hesaplı kitaplı işler yapmasında fayda var. Türkiye’nin de kendi stratejik okumasını baştan tazelemesi gerekiyor. Yanlıştır, doğrudur manasında değil, bir güncellemeye ihtiyacı var. Batı son 8 yıldaki ataletinden birtakım kımıldamalar gösteriyor ama bu ne kadar işlevsel şu anda kestiremiyoruz. Putin-Biden görüşmesinden bir kriz beklemiyorum ama Alaska’da ABD’nin Çinli yetkililere yaptığı gibi aşağılayarak konuşma yaparsa iş değişir.”
>